Arda evladımızın arkasından

Arda evladımızın arkasından

Özge ablamız dan alıntıdır.. 😔
Bugün vefat eden lösemi hastası 10 yaşındaki Arda evladımızın arkasından ……

Aklınıza yaramazlıklarını getirin çocuklarınızın. Ya da ders yapması gereken vaktini oyun oynayarak geçirdiği anları…
Hani senin, benim, bizim, çocuğumuzun… Kızdığımız, ders yap diye zorladığımız o kahrolası zamanlar…
Her şeyin canı cehenneme…
Kırsın, döksün, boyasın, dağıtsın, karalasın, kirletsin, kirlensin, yeter ki onlara bir şey olmasın… Bir yerleri incinmesin…
Ders mi çalışmıyor? Çalışmasın, bir gün çalışması gerektiğini biz söylemeden idrak edecek zaten. Çünkü hayatı görecek ve o hayat ona bunu öğretecek…
Kitap mı okumuyor, elbet onu da yapacak bir gün… Kitap okumayı hiç sevmeyen doktor arkadaşlarım var benim.
Karnesi mi berbat, notları mı kötü, matematiği mi anlamıyor? Lanet olsun anlamasınlar…
Sağlıklı olsunlar, mutlu olsunlar, kulakları sağır edecek kahkahalar atsınlar, “ben çocukluğumu hiç yaşayamadım” pişmanlığı taşımasınlar yeter ki…
Yeter ki o küçük elleri ellerimizi bırakmasın, koca adam, yetişkin bir kadın olduğunda bizim buruşmuş ellerimizi alsınlar avuçlarına…
Güneşi, yağmuru, karı, soğuğu, sıcağı, çamuru, taşı toprağı tatsın doya doya…
Ağaca dokunsun, çiçekleri koklasın, kelebek kovalasın, bir uçurtmanın peşinden koşsun doyasıya…
Oku, çalış, uslu ol, yaramazlık yapma, yüksek sesle konuşma, düzgün otur, ağzını şapırdatma, koşma, atlama, zıplama, orada durma, buraya oturma, bak komşunun oğluna/kızına, filancanın kızı bilmem nereyi kazanmış sen otur tabletle oyna anca, el alemin oğlu mühendis çıkmış ya sen!..
YETER! VALLAHİ YETER… Onlar şuan en özgür oldukları zamanlarını yaşaması gerekirken, sürekli kısıtlama halindeyiz… Dizginleri elimizde, ipleri belimizde bağlı…
Kontrolsüz bir kontrol halindeyiz… Kontrol edilemez haldeyiz…
TAHAMMÜLSÜZÜZ dahası… Çünkü hayat zor, şartları daha da zor… Stres kaplamış dört bir yanımızı… Geçim sıkıntısı var, işsizlik var, yoğun iş temposu var, ev işi var, yemek var, bulaşık var, ütü var, uykusuzluk var, faturalar var, taksitler var, kira var, var oğlu var…
Ama unuttuğumuz daha önemli bir şey var;
Bu hayatta ÖLÜM de var… Ve ne zaman geleceği belli değil… Hangimize isabet edeceği, hangimizi söküp bu hayattan götüreceği…
Canım oğlum, canım kızım;
Yapma, etme, sus, otur, kalk, ders yap, onu neden giydin, şimdi dışarı çıkma, yağmur yağıyor, kar yağıyor, hava çok güneşli olmaz, çikolata yeme, sürekli oyuncak isteme, AVM’ye gidince her şeyi tutturma, odanı dağıtma gibi,
Bunların içinden ya da buna benzer en az 1 kelime kullandıysam size, herkesin huzurunda özür dilerim…
Eğer sizi eğlencenizden alı koyduysam, özgürlüğünüzü kısıtladıysam, terslediysem, azarladıysam, bağırdıysam, engellediysem, çok istediğiniz bir şeye, anlamadan dinlemeden hayır diye kükrediysem ve dahi sizi her ne anlatıyor olursanız olun can kulağıyla dinlemediysem, -işim var şimdi olmaz- dediysem, bunlardan tek birini bile yaptıysam affedin beni…
Bunu buraya bırakıyorum, 5 sene sonra Facebook hatırlatır nasılsa, siz de o zaman kendinize hesap açmış olursunuz zaten.
Görün, okuyun diye…
Ben de çocuktum, ben de yaramazdım, ben de düştüm dizlerimi parçaladım. Hatta kabuklarını koparıp, tekrar tekrar kanattım.
Affedin beni, affedin bizi çocuklar, affedin annenizi, babanızı…
Yeter ki ellerimizi bırakmayın…
Anneler, babalar ve adaylar;
UNUTMAYIN, biz de çocuk olduk… Çocuk olmak onların da hakkı…
Ve bu haklarını ellerinden almaya anne baba olsak bile hakkımız yok…
İlla ki bir şeyler öğrensinler istiyorsak, insanlığı öğrensinler, merhameti, iyiliği, adil olmayı öğrensinler, yeter…
Gerisi hallolur…

Özge Söker Yetişmişoğlu

seckin

Bir cevap bırakın